Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), “Cafe latte ekonomisi: Bir fincanda iki Türkiye” başlıklı çalışmasıyla yeme-içme sektöründeki büyümeyi ve sektörün ekonomik yapısını mercek altına aldı. Yunanistan örneğiyle kıyaslanan Türkiye’nin kafe ekonomisi, ülkenin genel büyüme dinamikleri içerisinde farklı bir konumda yer alıyor.
İstihdamın Yeni Merkezi Yeme-İçme Sektörü
Sektör, 2010 ile 2025 yılları arasında Türkiye’de yaratılan her 12 yeni kayıtlı işten birine ev sahipliği yaptı. Bu dönemde kafe sektöründe çalışan üniversite mezunlarının oranı yüzde 12,9 seviyesine ulaşarak 2014 yılındaki yüzde 6,2’lik dilimi ikiye katladı. Sektördeki kayıt dışılık oranı ise 2020 yılı itibarıyla yüzde 27,1 seviyesine gerileyerek genel Türkiye ortalamasına yakınsadı.
Düşük Verimlilik ve Asgari Ücret Sarmalı
Büyüme hızına karşın sektörde çalışan başına üretilen katma değer, Türkiye genel ortalamasının yalnızca yüzde 39’u seviyesinde kaldı. 2025 itibarıyla sektör çalışanlarının yüzde 37,7’si asgari ücretle çalışırken, üniversite mezunu çalışanların yüzde 68,8’i eğitim düzeylerinin altında işlerde görev alıyor. Raporda, sektörün yerli tarım ve gıda imalatıyla olan bağlarının zayıfladığı, ithalatın ise ara girdilerdeki payının arttığı belirtildi.
Türkiye’deki kafe ekonomisi, yazılım ve bilişim gibi yüksek katma değerli alanları temsil eden “espresso” ile düşük ücretli ve düşük katma değerli hizmetleri temsil eden “süt” benzetmesiyle tanımlanıyor. Yunanistan’dan farklı olarak Türkiye’de bu büyüme, sanayisizleşme riski taşıyan bir hizmet sektörü genişlemesi olarak öne çıkıyor.


